Enstrüman almak artık daha zor: Bağlama bile dövize endeksli

Pandemi sürecindeki kapanma ve özellikle son bir yıldır etkisi artan yüksek enflasyon ile döviz kurundaki dengesizlik, müzik enstrümanları ve ekipmanları satan butik mağazaları büyük bir krizle karşı karşıya bıraktı. Ürünlerin büyük bölümünün ithal olması, yerli üretim ekipmanların malzemelerinin de yurt dışından gelmesi nedeniyle neredeyse tamamen dövize bağlık olarak çalışan bu sektörde esnaf iflas etmemek için yeni formüller arıyor. Ailelerin özellikle çocukları için müzik enstrümanlarına ve müzik kurslarına artık bütçe ayıramadığını belirten enstrüman satıcıları ve yapım ustaları, fiyatların abartılı artışı nedeniyle profesyonel müzisyenlerin de artık enstrümana yatırım yapamadığını söylüyor. Döviz kurundaki büyük artış, amatör olarak müzik enstrümanı çalmak isteyenlerin hayallerini ertelemesine, profesyonel müzisyenlerin ise yeni enstrüman almak yerine ellerindekileri tamir ettirerek onlarla idare etmelerine neden oluyor.

‘BİLİNÇLİ İNSAN İNTERNETTEN ENSTRÜMAN SATIN ALMAZ’

İstanbul’da uzun yıllardır müzik mağazası işleten Özgür İncirci, mağazaların ilk büyük darbeyi pandemide aldığını, kapanmayla birlikte internet üzerinden satış yapabilecek altyapıya sahip büyük firmaların küçükleri yuttuğunu ifade ediyor: “Pandemi zaten küçük olanları yuttu. Büyük firmalar pandemiye girmeden önce dijital sistemi de çözdükleri için online satıştan büyük paralar kazandılar. Milyon dolarlık distribütörlükler alan firmalar internetten enstrüman ve ekipman satışı yaparak pandemi krizinden kazançla çıktılar.” İncirci’ye göre bugün artık kapanma sona ermiş olsa da pandeminin teşvik ettiği internetten alışveriş alışkanlığı sürüyor. İncirci, özellikle müzik ekipmanlarının ve çalgıların görülmeden, denenmeden alınmaması gerektiğini hatırlatsa da şöyle devam ediyor: “Enstrüman söz konusu olduğunda bilinçli tüketicinin internetten enstrüman almasını beklemeyiz fakat özellikle beyaz yakalı dediğimiz sınıf, pandemide eve kapanınca müzik enstrümanı çalmaya yönelerek internetten herhangi bir enstrümanı, bilmeden, görmeden, anlamadan satın aldı. Ders alması gerektiğini de bilmiyor, bilinçsiz.”

Özgür İncirci, döviz kuruyla başa çıkamadıkları için ikinci el satmaya başladıklarını belirtiyor.

‘TAMAMEN DÖVİZE BAĞIMLI BİR SEKTÖR’

Müzik enstrümanı ve ekipmanı sektöründe temel sorun dövize bağımlılık. Kadıköy’de müzik mağazası işleten Ozan Selim, bunu şöyle anlatıyor: “Kur farkı da tabii ki etkiliyor bizi. Fiyatı sabit tutamıyoruz. Örneğin şurada gördüğünüz 18’den aldığımız ürünü 14.5’tan satıyoruz. Biz raflarımıza bir fiyatla çıkardığımızda ürünü, dövize bağlı olarak onun fiyatı artarken biz aslında zarar ederek satmaya başlıyoruz, bu nedenle artık o dengeyi tutturmaya çalışmayı bıraktık. Ne kâr ettiğimizi bilmiyoruz, sorun bu. Yerli malı ürünlerde de durum değişmiyor çünkü onların hammaddesi de yurtdışından geliyor. Sektör tamamen döviz bazlı bir sektör.”

‘DÖVİZ KURUYLA BAŞ EDEMEDİĞİMİZ İÇİN İKİNCİ EL SATIYORUZ’

Enstrümanlar, çalgı yapımcılarının kendi atölyelerinde ürettikleri el yapımı olanlar dışında Türkiye’de üretilmiyor. Türkiye’de üretilen enstrümanlar için de hammadde yine yurt dışından dövizle geliyor. Bu da döviz kuruna bağlı olarak enstrüman fiyatlarında çok büyük bir artış anlamına geliyor. “Luthier” denen çalgı yapımcılarının üst segmente el yapımı enstrüman ürettiklerini belirten Özgür İncirci, “Onlar doğal olarak orta ve alt segmente hitap etmiyorlar. Endüstriyel, fabrikasyon enstürman üretimi ise dışa bağımlı. Son bir yıldır Dolar kuruyla birlikte fiyatlar saçmasapan diyebileceğim bir seviyeye ulaştı” diyor.

İncirci, yıllarca sıfır enstrüman sattıkları mağazada artık büyük ölçüde ikinci el satışına dönmek zorunda kaldıklarını anlatıyor: “İkinci ele döndük mecburen. Çünkü dün bin liraya aldığın ürün bugün 3 bin lira. Stok problemi de var dünyada ki zaten Amerikan marka da Çin’den geliyor aslında. Büyük firmalar ellerindeki stok değerlendirince Dolar kurundaki artışın bile üzerinde bir artışla satmaya başladı enstürmanları çünkü stok değerlendi. Bu nedenle ikinci el şu anda makul. Gitarı alıyor, çalamıyor, iki ay sonra satıyor. Kullanıcı da sıfır ürünü üç katı fiyatına almak yerine temiz ikinci eli uygun fiyata almayı tercih ediyor. İkinci ele döndük çünkü borçlanmıyoruz, konsinye satıyoruz. Diğer türlü zaten döviz borçlanıyorsun, altından kalkmak mümkün değil. 100 Dolar borçlanıyorsun 60 gün vadeyle, 60 günün sonunda o 100 Dolar’ın neye dönüşeceğini bilmiyorsun. Fiyatlara da bunu her zaman yansıtamıyoruz ve otomatik olarak zarar ediyoruz.

Ozan Selim asgari gitar başlangıç ekipmanın 1.500-2.000 TL arası olduğunu söylüyor.

‘MÜZİSYENLER YENİ ENSTRÜMAN ALAMIYOR’

Döviz kurunda yaşanan artışın enstrümanlara etkisini Ozan Selim şöyle bir örnekle açıklıyor: “Eskisi kadar satış yapamıyoruz. Alım gücü de düştü diğer yandan. ABD yapımı Fender marka bir gitarı 10 yıl önce 3 bin, 3 bin 500 liraya satıyorduk, bugünkü kurda 30 bin liralara çıktı o fiyat. Haliyle de insanlar, genç çocuklar nasıl alacaklar bunu? Öyle bir para biriktirilemez. Böyle olunca da müzik lüks olarak görülüyor çünkü adam önce sabah kahvaltıda ne yiyeceğini düşünüyor artık.”

Konuştuğumuz tüm mağaza sahipleri, fiyatlardaki büyük artışın en çok da enstrüman çalarak para kazanan müzisyenleri vurduğunu belirtiyor. Ozan Selim, “Müzisyenler için ise iş ekstra zorlaştı. Pandemi, sonrasında gece 12 müzik yasağı, profeyonelleri vurdu. Enstrümanlarını satan çok müzisyen arkadaşlarımız oldu. Yıllarca para biriktirip satın aldıkları enstrümanları pandemide kira, fatura, kredi borcu ödemek için cüzi miktarlara sattı insanlar” diye anlatıyor bu durumu. Özgür İncirci de aynı görüşte: “Özellikle üst segmentte, yani daha profesyonel alanda işler daha zor. Birçok müzisyen yeni enstrüman almıyor, elindekiyle idare etmeye çalışıyor.”

Enstrüman yapımcısı Mahir Karaman da benzer bir gözlemini aktarıyor: “Benim müşterilerim olan profesyonel müzisyenler artık yeni enstrüman alamıyor. Pandemide zaten büyük zarar gördüler, şimdi de gece 12 yasağı var, mekânlar da daha az saatte iş yaptıklarını öne sürüp müzisyen ücretlerini azaltmaya çalışıyor. Birçok müşterim eski, bakımsız, bir köşede unutulmuş enstrümanlarını tamir etmem için bana getiriyor. Oysa örneğin bir sahne gitaristinin, bırakın çok kaliteli bir gitara sahip olmayı, en az birkaç gitarı olmalıdır. Ancak koşullar onları da ellerindekilerle idare etmeye zorluyor.”

‘İNSANLAR EN KÖTÜNÜN BİLE SAHTESİNİ SATIN ALIYOR’

Mahir Karaman, yıllardır birçok müzisyenin gitar, bağlama gibi enstrümanlarını el yapımı olarak üretiyor, bu enstrümanların bakımlarını ve gerektiğinde tamirini yapıyor. Bu nedenle müşterilerinin çoğu profesyonel müzisyenler olan Karaman, pandemide müzik sektörü tamamen durunca bu durumdan paralel biçimde etkilenmiş: “Müzisyenler pandemi ile birlikte çalışamamaya, gelmemeye başlayınca bizim de işlerimiz durma noktasına geldi. Benim müşterilerimin yüzde 90’ı profesyonel müzisyenler. Onların öğrencileri oluyor bana yönlendirdikleri, pandemide o öğrenciler biraz ayakta tuttu bizi. Enstrüman tamiri de yapıyorum, krizle birlikte sadece bu yönde bir artış oldu diyebilirim çünkü pandemi ve TL’nin değer kaybetmesiyle birlikte insanlar enstrüman alamamaya başladı. Eski enstrümanlarını tamir ettirip, onların bakımlarını yaptırıp devam etmeye çalışıyorlar.”

İnsanların müziğe para ayırma noktasında artık daha çekingen ve tedirgin olduğunu belirten Karaman, müziğin “eğlence”, “zevk”, “hobi” olarak görülüyor olmasından şikayetçi. “Okullarda da öyledir ya, öğrenci müzik dersine girmese de olur” diyen Karaman, enstrüman yapımında kullanılan neredeyse tüm malzemelerin yurt dışından geldiğini hatırlatıyor: “Aldığımız malzemelerin fiyatları çok arttı. Geçen sene 60 liraya aldığım teli bu sene 170 liraya alıyorum. Bu fiyata tel taktıran insanların da sayısı bellidir, alım gücü olan insanlar bunlar. Kalan yüzde 90 ise bu fiyata tel taktırmıyor, kalitesiz telleri taktırmak istiyor. ‘Çin’in dibinin dibi’ diyorum ben onlara, çok kötü malzemeler. Mesela tel, ilk takıldığında bile kötü, doğru sesi vermiyor. Bizim hiç tercih etmediğimiz bir marka vardır örneğin, yani kötünün kötüsü diyerek takmak istemediğimiz tel markası. Düşünün ki onun bile sahtesi çıkmış. Markası aynı ama içinden bildiğiniz olta misinası gibi bir şey çıkıyor. Bilmeyen, anlamayan da müziğe başlarken bunu tel diye bir yerlerden satın alıp taktırmaya çalışıyor çünkü bizim eskiden ‘Uygun fiyatlıdır. Çok iyi değildir ama idare eder’ diyerek taktığımız teli taktıramıyor gitarına bugün. O bile pahalı bugünün koşullarında.”

Müzik mağazası sahibi Ozan Selim de fiyat artışlarıyla birlikte ortaya çıkan sahte ürünlere dikkat çekiyor: “Şöyle bir örnek vereyim; en uygun fiyatlı gitar teli 150 lira bugün, yani takılıp çalınabilir olanlar. Bir de sahteleri çıktı bu arada, bize o da büyük zarar veriyor. Markaların sahtelerini getirdi bizim uyanıklar. Benim 170 liraya sattığım orijinal teli adam internette, büyük alışveriş sitelerinde aynı pakette 45 liraya satıyor, yanında da üç tane pena hediye ediyor. Tabii içinden çıkan tele tel demek zor.”

‘MİLLİ ÇALGI DEDİĞİMİZ BAĞLAMA BİLE DÖVİZE ENDEKSLİ’

Mahir Karaman, hem kendi atölyesinde hem de içinde bulunduğu müzik mağazaları çarşısında edindiği gözlemleri aktarıyor. Özellikle müziğe ilgili orta ve alt sınıftan gençlerin artık müzik mağazalarına gelemediğini söyleyen Karaman, müziğe ilgili genç müşteriler açısından yüzde 70’e varan bir azalmadan söz ediyor.

Milli çalgı denilen bağlama için de durum benzer. Karaman, orta ölçekte bir bağlama için büyük paralar gerektiğini söylüyor: “’Milli çalgımız’ denilen bağlamayı yaparken bile döviz üzerinden malzeme alıyoruz. Bizim yaptığımız enstrümanlar için kullandığımız Türkiye’de üretilen hiçbir şey yok. Hepsi yurt dışından geliyor. Biz de fiyatları arttırmak zorunda kalıyoruz, bu sadece dövize kuruna endekslemek değil, ağacı gümrükten alırken ödediğin vergi de arttı. Geçen yıl bin 500 liraya aldığım ağacı şu anda 3 bin 500 liraya alıyorum. Fiyatları tüketiciye doğrudan yansıtamıyorsun tabii, bu sefer ne yapıyoruz, emeğimizin fiyatını düşürüyoruz. Yani malzemenin fiyatını enstrümana yansıtıyoruz zorunlu olarak ama ona verdiğimiz emekten fiyat olarak kesiyoruz ki insanlar alabilsin. Türkiye’de yaptığın satışlarda mutlaka indirim yapmak zorundasın maalesef. Yurt dışına enstrüman yapıp gönderdiğimde böyle olmuyor. Yurt dışı için bizim fiyatlarımız çok uygun, emeğimizi daha ucuza satıyoruz çünkü. Kaliteli enstrümanı burada yaptırıp satın almayı tercih ediyor çünkü oradaki fiyatların çok altına geliyor aynı nitelikteki enstrüman. Avrupa’da Türkiye’den satın aldıkları fiyatta bir el yapımı gitarı alamazlar.”

Mahir Karaman, krizle birlikte müzisyenlerin eskileri tamire yöneldiğini söylüyor.

‘ÇOCUKLAR UCUZ ENSTRÜMANLAR YÜZÜNDEN MÜZİKTEN SOĞUYOR’

Konuştuğumuz müzik enstrümanı satıcıları, giderek daha ucuz ve kalitesiz enstrümana yönelme zorunluluğunun birçok gencin, çocuğun müziğe başlayamamasına neden olduğunu belirtiyor. “Birinin müzik yapmasını istemiyorsanız ona kötü enstrüman alın” diyen Mahir Karaman, kötü enstrümana olan zorunlu yönelimin gençlerin ve çocukların müzikle bağını koparma tehlikesi barındığını hatırlatıyor: “Öyle sözde gitarlar var ki, gitar virtüözleri bile çalamıyor. Yahu 30 yıldır profesyonel gitar çalan insan çalamıyorsa o çocuk o gitarı nasıl çalsın, o gitardan nasıl ses çıkarsın? Ama ne yazık ki çerçöp diyeceğimiz seviyede sözde enstrümanlar satın alınıyor bütçeler kısıtlı olunca ve birçok çocuk müzikten soğuyor çalamadığını düşünüp.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.